29 Ekim 2014 Çarşamba

GELMEYEN PAZARTESİLER : Beklenilen Gelmedi mi Farkedilmeyen Gelenler 4



Kaybediş Çoklaması - III

...

- Hocu bu kızlar kim? 
+ Bilmiyorum abi...
- Nasıl bilmiyorsun ya, nasıl bilmiyorsun?
+ Abi nereden bileyim ya?
- Sen demedin mi işte kızlar karşılayacak bizi, gezcez tozcaz...
+Dedim abi...
- E işte onu soruyorum, kim bu kızlar? 
+ Abi onlar bunlar değil ama!
- ...
+ ...
- Nasıl değil ya ? 
+ Abi valla değil, ben de anlamadım...
- E onlar nerede?
+ Ya nereden bileyim, değişmişler bir yerde işte...
- Futbolcu mu hocu bunlar, ne demek değişmişler...
+Ya işte bir noktada onlar gitmiş demek ki
- Ee?
+Sonra bunlar gelmiş galiba, ama tam nerede değişmişler ona takıldım ben...
- Ona takıl tabi sen... Aferin Okky, tek derdimiz o Okky, zaten önemli olan nerede değiştikleri, şu an içinde bulunduğumuz durumda tek düşünmemiz gerek o, aferin Okky, aferin benim Okky'me...
+ Abi bir sus, gözünü seveyim sus!
- Ne susu hocu! Ne işim var benim Çanakkale - Antalya otobüsünde, bir de hiç tanımadığım kızlarla, hırlı mıdır, hırsız mıdır...
+ Nasıl Çanakkale ya, ne Çanakkale'si, Çanakkale'ye mi gidiyoruz şimdi?
- Hayır ya... Son söylenene gidilir...
+ Antalya mı yani? Abi Antalya sıcaktır ama şimdi ya, offf... 
- Cidden elimde kalacaksın bu sefer, ne işimiz var yahu bizim Antalya'da?

...

[ Blog'da bulunan "Gelmeyen Pazartesi" kitabına ait yazılar, ek yazılar ile birlikte Mayıs ayında aynı isim ile basıldı. Bu nedenle yazıların buradan yayınını durdurmak durumundayım. Anlayış göstereceğinizi umuyor, ilginiz için teşekkür ediyorum. Eksper Mental ]

GELMEYEN PAZARTESİLER : Beklenilen Gelmedi mi Farkedilmeyen Gelenler 3



Kaybediş Çoklaması - III

...

"E şimdi ne yapacağız" diye sordum kıza, "Bilmem biz evci çıktık, yurda dönemeyiz" dedi, "Okky nerede kalacağız biz?" diye sordum, "Abi hemen hallediyorum!" dedi, telefona sarılıp sağı solu aramaya başladı, sıkılıp bakkala gittim. Bir torba daha bira alıp geri döndüm, endişeli gözüküyordu hepsi, "Abi ev bulamadık." dedi Okky, "Nasıl bulamazsın!" diye sinirlendim, Eskişehir'deki bir sürü zibidi Ankara'ya geldiğinde bizde kalırdı sürekli, şimdi bizi sokakta mı bırakacaklardı, hem de iki tane kız ile. Hüzünlendim, tanıdık ile arkadaşın, arkadaş ile dostun arasındaki fark gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçti. 
...

[ Blog'da bulunan "Gelmeyen Pazartesi" kitabına ait yazılar, ek yazılar ile birlikte Mayıs ayında aynı isim ile basıldı. Bu nedenle yazıların buradan yayınını durdurmak durumundayım. Anlayış göstereceğinizi umuyor, ilginiz için teşekkür ediyorum. Eksper Mental ]

27 Ekim 2014 Pazartesi

GELMEYEN PAZARTESİLER : Beklenilen Gelmedi mi Farkedilmeyen Gelenler 2



Kaybediş Çoklaması - III


...

İlk delirme alameti masada sadece patates kalması lakin ketçabın bitmesi ile başladı, fazla gürültülü ve absürt muhabbetimize tahammül edemeyen garsonlar bizi terasta yalnız bıraktıklarından, bu sorunu kendimiz çözmeye karar vererek etrafı dolaşıp ketçap aramaya başladık, terastan aşağıya sarkarak arama çalışmalarını yürüten  Okky "Buldum" diye bağırdı, hemen yanına koştum. Yan binanın terasında "Mc Donalds" vardı, lakin biz dört kat yukarıdaydık. Derhal masaya dönüp kızlardan ip istedim, ne şanslıyız ki o hiç bir zaman neden o kadar büyük olduğunu anlamadığım kız çantalarından birinden dikiş seti çıktı, hemen Okky ile patateslerimizi ipe bağlayarak balık tutarcasına aşağıya, "Mc Donalds"'ın terasına sarkıttık. Patatesler uygun yüksekliğe geldiğinde seslenerek, orada oturan bir çiftten ketçaplarına bandırmalarını rica ettik, yemek yiyen herkes kafalarını kaldırmış bizi izliyordu, gülümseyerek patatesleri ketçapa bandırdılar, biz de çekip afiyetle yedik. O kadar mutlu olmuştuk ki, tam birbirimize sarılmış kutlama yaparken mekanın sahibi gelerek "Arkadaşlar iyi hesap bırakıyorsunuz diye bir şey demiyorum ama etrafı rahatsız etmeyin!" dedi, özür dilemek için 12 adet tekila shot rica ettik, geri dönülmez noktada olduğumuzun farkında olan sadece bizlerdik. 

...

[ Blog'da bulunan "Gelmeyen Pazartesi" kitabına ait yazılar, ek yazılar ile birlikte Mayıs ayında aynı isim ile basıldı. Bu nedenle yazıların buradan yayınını durdurmak durumundayım. Anlayış göstereceğinizi umuyor, ilginiz için teşekkür ediyorum. Eksper Mental ]

26 Ekim 2014 Pazar

GELMEYEN PAZARTESİLER : Beklenilen Gelmedi mi Farkedilmeyen Gelenler 1



Kaybediş Çoklaması - III

...

- Hocu peki biz napıcaz Eskişehirde? Yol bilmeyiz, iz bilmeyiz.
+ Abi iki tane kız var, onlar bekliyor işte üniversitenin önünde...
- Ben sana kız deme demedim mi az önce!
+ Abi ne yapsaydım, kaybolsa mıydık, onlarda gelecekmiş "Anathema" konserine, para vermeyin bizle gelin dedim...
- Heh "artı bir"'lerimizi böyle dağıt, aferin Okky aferin!
+ Abi sende asabisin bugün ha...
- Asabiyim tabi, ömrümü yediniz, bu ne sıcak ya!
+ Hakikatten sıcak ama abi. 
- Peki bu kızları sen nereden tanıyorsun?
+ E çaldık ya burda, konserde tanışmıştım.
- Aferin cidden aferin, ben orada acı çekeyim, sen kızlarla tanış!
+ Ya abi, ne yapsaydım? Konser vermişiz, keyifliyim, sen ağlıyorsun, ne yapsaydım? 
- Teselli etseydin hayvan herif!
+ Off!

...

[ Blog'da bulunan "Gelmeyen Pazartesi" kitabına ait yazılar, ek yazılar ile birlikte Mayıs ayında aynı isim ile basıldı. Bu nedenle yazıların buradan yayınını durdurmak durumundayım. Anlayış göstereceğinizi umuyor, ilginiz için teşekkür ediyorum. Eksper Mental ]

20 Ekim 2014 Pazartesi

GELMEYEN PAZARTESİLER : Kağıt Havluya Aşık Olmak




Kaybediş Çoklaması - II

...

İki kişi için hazırladığım taze fesleğenli makarnanın tümünü tabağıma yığıp, bir başıma içmeye başladım. İkinci kadeh civarlarında, ki kadehler "Bir şarap kadehi ne kadar büyükse o kadar şekildir, tarzdır" mottosuyla yarım litre şarap alacak şekilde seçilmişti, kağıt havluma baktım, yanımda olanı o an farkediyordum, ceylanyüzlü de kimdi, kağıt havlum benim! Orada beni bekliyordu, hem ev işlerinden anlıyor, hem ekmiyor, hem de öyle çok konuşmuyordu, ayrıca teninin yumuşaklığı da cabasıydı. Aldım onu elime, "Bundan sonra hiç ayrılmayalım filhalkalım" diye fısıldadım kulağına.

Sevgiler, aşklar bitiyor, kızlar soğuyor, kızlar "artık sevmiyorum" diyordu,

ama kağıt havlumdan daha 23 tane vardı, ömür boyu yeterdi.

...

[ Blog'da bulunan "Gelmeyen Pazartesi" kitabına ait yazılar, ek yazılar ile birlikte Mayıs ayında aynı isim ile basıldı. Bu nedenle yazıların buradan yayınını durdurmak durumundayım. Anlayış göstereceğinizi umuyor, ilginiz için teşekkür ediyorum. Eksper Mental ]

13 Ekim 2014 Pazartesi

GELMEYEN PAZARTESİLER : Cafe'de Yan Masada Oturan Kız




Kaybediş Çoklaması - I

....

Pis zihnim ne düşünüyordu bilmiyordum aslında; sanki Günperi dönecek, sırtıma dokunacak, "Eksper götür beni buralardan, minik bir kulübede sen, ben ve romanlarımız yaşayalım." mı diyecekti? Gerçekten, bilmiyordum. En son, kültablosundaki küllerle, değişik resim akımlarından resimler çizip tahmin etme oyununu keşfettim, böylece içinde empresyonizmdi, kübizmdi geçen konuşmalar yapabiliyordum.

...

[ Blog'da bulunan "Gelmeyen Pazartesi" kitabına ait yazılar, ek yazılar ile birlikte Mayıs ayında aynı isim ile basıldı. Bu nedenle yazıların buradan yayınını durdurmak durumundayım. Anlayış göstereceğinizi umuyor, ilginiz için teşekkür ediyorum. Eksper Mental ]


20 Temmuz 2014 Pazar

GELMEYEN PAZARTESİLER : Yurt Dışı




İlk gidişinizde çok heyecanlısınızdır. Her şey ayarlanmıştır, herkes sizinle gurur duyar. Ağlarsa yalan ağlamayan annenizin bile gözyaşlarının ardında bir mutluluk vardır ki ilk iki üç ay mükemmel geçer, arkadaşlara uzun uzun e-posta'lar atılır; içkiler, partiler, alkolik Meksikalı arkadaşlarla yaptığınız çılgınlıklar anlatılır. Sevgili teselli edilir ama onunla beraber üzünülmez. Bir büyüyü yaşıyorsunuzdur. Her şey çok farklı çok yenidir. Hollandalı ve Fransız kızların aksanlarına bayılır, hepsine tek tek aşık olursunuz. Sevgilinizi teselli etmeye devam edersiniz. O ilk üç ay orada Türkiye'de yaptıklarınızla, yaşanmışlıklarınızla var olur, anılarınızı anlatarak geçmişi ufak ufak erittiğinizi fark etmezsiniz. 

Sonra birdenbire bir üşüme gelir durduramazsınız. İçten gelen bir ürpertidir, ne yaparsanız yapın içinizdeki o buz parçası büyür büyür. Derken kendinizi aynanın karşısında kendinize bakarken bulursunuz. "Ben kimim?" soruları başlar. Türkiye'de ki tüm yaşantınız gitmiş, herkes hayatına devam etmiş, boşluğunuz doldurulmuş, Türkiye'de kendinize kattığınız, eklediğiniz her şey ufak ufak silinmeye başlamıştır. Buralarda artık yeni değildir. Rutine geri dönmüş hem de rutinin en güzeli olan aile, dost, sevgili kavramlarından yoksun kalmışsınızdır. "Acaba ben mi gereksiz bunalım yapıyorum" dersiniz, "ne de olsa genlerde arabesk var" ama bir bakarsınız ki etrafınızdaki bütün yabancı öğrenciler de aynıdır. Herkes şikayet etmeye başlamıştır. Şu yüksek lisans bitsin beklentisi başlamıştır. 

Arkadaşları ararsınız, sevgiliyi ararsınız, aileyi ararsınız. Telefonda teselli değil, sitem belirir. Bilirsiniz, artık "Geleceğe Dönüş" filmindeki gibi Türkiye'deki fotoğraflardan yok olmaya başlamışsınızdır. Kendinizi alkole verirsiniz, ısınmak istersiniz. Sevgi ararsınız en çok. İlgi. Belki de biraz şımartılmak. Uyandığınızda annenizin odaya girip kahvaltıda ne istediğinizi sormasını istersiniz. Birlikte olduğunuz kızlarla ayık yatmak, çay demleyip oturup muhabbet etmek istersiniz. Arkadaşlarınızın "King" bilmesini istersiniz. Şimdi anlamışsınızdır yurt dışında öğrenciliğin neden hep partilerle ve alkolle geçtiğini. Çünkü yalnızsınızdır, çünkü etrafınızdaki kısa suredir tanıdığınız insanlarla dost ve sevgili olmanız gerekir. İçki sırf sıcaklık ve yakın hissetmek içindir. Yüksek lisans bitsin diye gün saymaya başlarsınız. 

Bir gün derste tüm sınıfın bu tarz yorumları üstüne profesörünüz "Biz sizi global mühendisler olarak yetiştiriyoruz, bu tarz bir hayata alışmaya çalışın, ileride de bu şartlar altında çalışacaksınız" der. Ciddiye almazsınız. "Git çay koy" dersiniz profesöre "Demli olsun, yanına da Ezine peyniri." 

Gel zaman git zaman iki sene dolar, dönersiniz ülkeye bin bir heyecan. "Bavulumu yakacağım, uçağa da bir daha binmem" dersiniz. Askerlik, iş bulma aşamaları, hep mutlu güzel geçer. Güzel bir işe girer, kutu gibi bir ev yapar kendinize, mutfakta çayı demli tutar, buzdolabını Ezine peyniri ile doldurursunuz. Derken profesör haklı çıkar. Şirketiniz sizi yurt dışı konusunda sıkıştırmaya başlar. Tam da evi kurmuş, sıcak bir sevgili sahibi olmuşsunuzdur, ama hayır denmez; 

gidilir, gelinir,gidilir,gelinir,gidilir,gelinir... 

Böyle sürer gider. 

Yurt dışı;

Buzdolabında bozulmuş Ezine peyniridir,
demlikte çürümüş çay yapraklarıdır,
tozlanan ev, yıpranan bağlardır,
son kullanma tarihi geçendir,
hayati ertelemektir,
soğuktur, üşümektir,
yarım kalandır, 
yanlızlıktır.

En acısı,

fotoğraflarda ölmek ama fotoğraflarla yaşamaktır.