12 Kasım 2013 Salı

7. KIZ: Havalimanında Ağlamak



Aslında iyi hissediyordum kendimi uçağa binerken. Aktarmamın ilk ayağı hem kısa, hem de yurtiçiydi. Uykusuz okurken bitiverirdi. Uçağın içinde, kafa üstü bagajlarına bavul yerleştirenler yüzünden yine kuyruk vardı. Kokpitten, ait olduğumuz kuyruk kısmına doğru ilerlemeye başladık. Kanat civarlarına gelmiştim ki, arkalarda tanıdık bir yüz gördüm: Pırıl'dı bu. Kendisi eski kızarkadaşımın en iyi arkadaşıydı ve anladığım kadarıyla bizim bölüme bakan hostes oydu. Hatırlatacaklarını tahmin ederek görmemezlikten gelmeye çalışsam da, "Eksper!" diye seslendi. Aslında Pırıl'la severdik birbirimizi. İyi anlaşırdık hep. Bir an onu gördüğüm için mutlu olduğumu hissettim. Sarıldık. Arkadakiler, oflayıp puflayınca, "Ben servisten sonra uğrarım yanına." dedi. Yerime oturdum, kemerimi taktım, uçak kalktı.

Serviste bana yaptığı torpil olan minik Baileys'i içmek iyice keyiflendirmişti beni. Uçağın inmesine, takriben 15 dakika vardı. Yanıma geldi, koridora çöktü, konuşmaya başladık. Evlenmişti. Halen aynı mesleği yapıyordu. Kocasının mesleği iyiydi. Beni sordu, anlattım. Konu o hiç gelmesin istediğim konuya geldi sonunda, "Esra bıraktı hostesliği." dedi. O da evlenmişti. Evlendiğini duymuştum. "Hayırlısı olsun." dedim. Devam etti: "Onun da çok tatlı bir oğlu oldu geçen ay." Tüylerim diken diken oldu. Neden böyle hissettiğimi bilmiyordum, ama berbat bir acı kapladı içimi. Pırıl anlamıştı, konuyu değiştirdi: "E sen napıyorsun başka bakalım?", "N’apıyım, öyle bir oraya bir buraya gidiyorum." dedim. "Genelde yurtdışındayım. Yuva kuramadım ben sizin gibi.” Pırıl, başından beri beklettiği tokatı attı bunun üzerine: "E ama Eksper bunu sen böyle istemiştin." Haklıydı. Yurtdışında lisans mı, Esra mı seçmek zorunda kalmıştım zamanında. Bir şey diyemedim. Kemer ışıkları yandı ve uzaklaştı.

Kemer ışıkları zihnimi de aydınlatmıştı. Suç bende değildi aslında. Pırıl da, Esra da benden yaşça büyüktü. Onlar bir önceki nesildi. Mutluydular. Oysa benim bu halde olmamın suçu transistörlerdeydi, Gümrük Birliği’ndeydi. Düşünmeye başladım uçak inerken:

•••••

Herkes mi yalnız olur hocu? Ne zor işmiş bu arada kalan nesil olmak. Acıyorum kendime ve tüm nesildaşlarıma. Doğudan batıya geçişin, arada kalmışlığın simgesi, globalleşmenin yetimleriyiz biz.

Çocukken Bizimkiler izleyerek büyümüş nesiliz, ama aynı zamanda Nip tuck'a da yetiştik.
Çocukken saklambaç oynamış nesiliz biz, ama Warcraft'a da yetiştik.
Çocukken ev telefonu kullanmış nesiliz biz, ama cep telefonuna da yetiştik.
İnsanlarla cafelerde barlarda tanışıp sosyalleşen nesildik biz, ama internet'e de yetiştik.
Gençken fotokopi fanzinlere öyküler yazan nesildik biz, ama sözlüklere de yetiştik.
Ve bu, bizim lanetimiz oldu. Arada kaldık. Ölene kadar bunu taşıyacağız üzerimizde.

Bizden önceki nesil, ablalarımız, abilerimiz, Esra, Pırıl, bizimkiler izledi sadece. Üniversitelerini bitirdiler, evlendiler, çocuk yaptılar. Düz ama huzurlu bir hayat yaşadılar. 

Bizden sonraki nesil, bizimkileri hiç izlemedi. Nip tuck'la büyüdü. Aile kurmayı düşünmüyor. Stüdyo evlerinde, kendileriyle barışık yaşayacaklar. Zira onlar kendilerinden iki nesil önceki değer yargılarını bilmiyorlar. Mutlular internetleri, stüdyo evleri ve modern hayatlarıyla.

Peki ya biz neyiz? Biz ne yapacağız? Biz iki neslin özelliklerini de taşıyoruz. Ablalarımızın ev hayatı sıkıcı, kardeşlerimizin çılgın hayatı dejenere geliyor bize. Peki biz ne yapalım? Öyle de mutlu değiliz böyle de, Pazar günleri ev çamaşır koksun istiyoruz. Eve girdiğimizde yemek koksun istiyoruz. Ama bir yandan pizza söyleyip, şarap açıp Amerikan dizileri izlemeye de bayılıyoruz. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?

Hep o transistörü keşfeden adam yüzünden oldu bunlar. On sene erken ya da geç keşfetseydi, herşey ne güzel olacaktı… Arada kalmayacaktık. Ya evli ya yalnız olacaktık. Özal tonton bir amcaydı bizim için sadece. Nereden bilirdik Gümrük Birliği zamanlamasının bizim için yediğimiz hurmaya döneceğini.

•••••

Uçaktan sarhoş gibi indim. Baileys çarpmamıştı hayır. "Oğlu olmuş." lafı kafamda dönüyordu. Oğlu nasıl olurdu ya? Her zaman aktarma beklediğim yere bile gidemedim. Hemen dış hatlardaki Efes Point'lerden birine çöktüm, bir bira aldım ve dostumu aradım. "Hocu" dedim, "Esra'nın oğlu olmuş." Dostum, hiç bir ek açıklamaya ihtiyaç duymadan, "Aman abi, üzülme sakın. Bekle bira açıp geliyorum." dedi. Döndüğünde, "Boşver abi." diye devam etti. "Siz ayrılalı kaç sene oldu…"

"Ya öyle de hocu…" dedim gözümden bir damla yaş birama dökülürken "Bizim, oğlumuz olacaktı…"


20 yorum:

  1. havalimanları ağlamak için harika yerler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlk fırsatta hava alanında ağlıyorum:)

      Sil
  2. Arada kalmışlık hissini daha önce hiç bu kadar net ve keskin tespitlerle okumamıştım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğenmenize sevindim. Yorum için teşekkürler.

      Sil
  3. Hocu? Nesil? Arada? Oğlan? Transistör? Özal?

    Dostum sen kendi "aranda" sıkışıp kalmışsın.

    İmza: Jenerasyon 87

    YanıtlaSil
  4. hiç aitlik hissi barındırmıyoruz içimizde, çünkü dediğin gibi hep bir arada kalmışlık var. ben hala doğduğum büyüdüğüm şehir ve yaşadığım şehirler arasında bile hala bir seçim yapamıyorum. nereye evim diyeceğimi bilemiyorum. çünkü ne sessiz-sakin-huzurlu bir hayata aidim, ne de hızlı-hareketli-gürültülü bir hayata. bu duruma bir çözüm getirdiğinde bize de ilet :)

    YanıtlaSil
  5. Bir yere ait olmak isteyip dönüp dolaşıp hiç bir yere ait olamayan, iç huzuru bulamayan nesiliz.

    YanıtlaSil
  6. bende ayni nesildenim. ama bu sadece bizim lanetimiz degil unutmamak lazim. Nasil bizim ailelerimiz ev telefonunun olmadigi donemlerden bugunlere geldiler ise, genc arkadaslarda yillar sonra gunumuz teknolojisi ile gelecek teknolojisi arasinda kalacak. saniyorum bunu goremememiz 'yaslanmis' olmamiz. hersey ayni kalsin istememiz.belkide eski kiz arkadasimizin oglu oldugunu duymamiz.. yipratma kendini doktor, hersey yoluna girer

    YanıtlaSil
  7. tesadüf denk geldiğim bir blog ve baştan sona bugün okuduğum hayat( hem güzel hem acı ) yüzümde bir gülümseme

    YanıtlaSil
  8. bence pırıl'ın bekletip de attığı tokat aslında sana çarpmamış, çarpmamalı. hayat yurtdışında yüksek lisans mı esra mı seçimleri seviyesinde yaşanmamalı. kız burada yalnız kaldı bunu sen istedin ne anlama geliyor? hayatta ne kadar çok grift olasılık üst üste örtüşebiliyor. ve hiç bir sıkıntı da çıkmayabiliyor. kendini sadece yalnız hissedebilen ama ikiyüzlü,adi,yalancı hissedemeyen/hissetmeyen ,istedikleri şeyleri yapabilmek için güçsüzlük zırhını bile rahatça kuşanan insanlar böyle ikili seçimler yapıp kendileri gibi insanlarla beraber olsunlar, mutlu da olsunlar çok ilgilenmiyorum. ama herkes kimse o olsun. tüm bu yalnızlıklara rahatça hatasız hesapsız katlanan ve hatta bunu bir katlanma olarak görmeyen insanlar da mevcut . o yüzden bu işin doktorası falan da var yüksek lisans seviyesinde kalmasın. hayat bu, her şey olur ve iyi de olabilir,olur.

    YanıtlaSil
  9. Sadece gerçekten kendimiz gibi insanları yeterince aramayısımızdandır... Sonunda ne olacagını bildigimiz halde, belki de farklı olur birseyler diye ilişkiye baslıyoruz. Erkek arkadasımın doktoraya gidecegini bildiğim halde ilişkiye başlamam gibi.. gercekten kafamıza uygun birini bulmaya çabalarsak, gercekleri de gormezden gelmezsek sorun yok bence! Baksanıza kac kişi yorum yazmıs :)

    YanıtlaSil
  10. Durumu çok güzel anlatmışsınız, daha önce bunları düşünürken bulurdum kendimi hep ama bu kadar net ve güzel dillendirildiğini ve yalnız olmadığımızı görmek biraz da olsa rahatlattı. Umarım bu arada kalmışlığı en az hasarla atlatabilir bütün nesiller...

    YanıtlaSil
  11. Yazarın Duygularını ifade tarzı, sanatı güzel. İnsan hayatındaki dilemmaları bazen kaldırılamayacak seviyede olabiliyor. Bence yaşadığımız zor seçimleri veya Turhan' ın ifade ettiği nesillerin hayat farkından çıkan problemlerin olabileceğini ama paylaşarak ve etrafımızdaki başka hayatlara da bakarak bunları aşabileceğimizi düşünüyorum .

    YanıtlaSil
  12. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  13. Hangi nesil olduğunu merak ettim şimdi tahminim 81-84 yalnız söylemem lazım ki ben şu stüdyo dairelerde yaşamayı yeğleyen aile kurmayı düşünmeyen nesildenim.

    Yüksek lisans mı Esra mı? seçiminde gayet mantıklı bir seçim yapmışsın bir kadınla çağımıza göre erken bir yaşta evlenmektense kendine yatırım yapmışsın. ben de aynı seçimi yapardım senin yerinde olsam.

    Ailen dışında hiç kimseye hatta zaman zaman ailene bile güvenmemen gereken bir çağda yaşıyoruz hayatını bir başkasına göre şekillendirmek 21. yüzyılda bana akıl dışı geliyor açıkcası.

    Söylemem lazım nip tuck, bizimkiler, warcraft, aile kurma örnekleriyle güzel bir anlatım yakalamışsın. Böyle örneklerle ifade etmek daha somut oluyor.

    YanıtlaSil
  14. Biraz eskiler bir tutamda teknolojiyi harmanlasak olmaz mı?
    Bazen bizden öncekiler gibi "karısı astım olduğu için sigarayı birakan adam seni seviyorum demese de olur lan" gizli romantikligi,bazen de sonramizda yer alan kucuklerimiz gibi "bocugummm" mizaçlarini ayni ruha sigdirsak?

    YanıtlaSil
  15. docentfloyd'a katılıyorum. Arada kalmışlık bir nesil problemi değil bence de. Kişinin kendisiyle alakalı. Telefonsuzluktan normal ev tipi telefona geçiş, cep telefonuna geçişten daha büyük bir travma yaratır insanda. Aynı zamanda su kenarında çamaşır yıkamaktan, bir düğmeyle olmasa da merdaneli makinelerle yıkamak, buz dolabı vs. Vay be bir üst nesil ne çılgınmış!! Neyse bence sorun, sorunsuzluktu. Bizim gerçek bir kavgamız yoktu. Bizim için kavga eden anne-babalarımız bizi belki de fazla korudular. Ve suçu teknolojiye belki de şöyle yükleyebiliriz; teknoloji insanları daha çok tembelleştirdi. Her şeye daha da kolay ulaştıkça kıymetini bilmez olduk. Öğrendiğimizi daha çabuk unuttuk. Bu arada "oğlu olmuş" durumunu çok iyi anlıyorum; ama bu bir nesil problemi değil.Er- geç hepimizin yaşayacağı bir şey. Acıtır, acıttı, acıtacak bu böyle. Saygılarımla

    YanıtlaSil
  16. biz baya baya bitmişiz hocu

    YanıtlaSil
  17. Yaaa çok tatlı yazmış :)

    YanıtlaSil